Tags

Hepimizin biraz bela çeker yönü vardır herhalde..Ama bazılarımızın biraz daha fazladır bu özelliği. Sık sık çevremizden duyarız bu uyarıyı: “olaylara karışma”. Özellikle de ailelerimizden. Hele hele de gözlerinden uzakta, gurbet denilebilecek bir uzaklıktaysak, bu endişe daha da fazladır.

Ama millet olarak en küçük bir aktivitede bile bir olayın patlak vermesine alışkın olduğumuz için, bir gösteri, bir yürüyüş gibi bir etkinliğe katılınca akla gelen ilk soru olur bu: olaylara mı karıştın?

Halbuki İstanbul’da geçen olaysız bir yaşamdan sonra sanırım Londra akla gelecek en son yerdir olaylara karışmak için.

Benim için Londra, sürprizlerle dolu bir yer, adete harikalar diyarı oldu bu yüzden.

Bir anda kendinizi aklınıza hayalinize gelmeyecek bir organizasyonda, bir arkadaş ortamında aklınıza gelmeyecek bir insanla tanışmış bir şekilde bulabilirsiniz. Ortahalli bir restaurantta, Londra belediye başkanı ile yemek yiyor ve etrafta koruma ordusunun olmadığı, gayet sakin ve huzurlu bir ortamın olduğunu görebilirsiniz. Herhalde gürültülü İstanbul yaşamından sonra en çok anılan klişelerden birisi de budur Londra’ya gelenlerde. İşte yine günlerden bir gündü, otobüse binmişiz, haldır haldır müze gezilerimizi yapıyoruz. Bir anda büyük bir etkinliğin ortasında buluverdik kendimizi. E tabi serde merak da olunca hemen koşuverdik olay mahalline. Ne görelim bir de, NHS (Ulusal Sağlık Sistemi) ‘nin özelleştirşmesine ve kaynak fonunun azaltılmasına tepki amaçlı bir eylem yapılıyor. Sosyalist damarlarımız hemen harekete geçti ve tüm yağmura, soğuğa rağmen kendimizi eylemci yoldaşlarımızın yanında bulduk.Olaylara karıştık mı peki?Barış, huzur, saygı ortamında sloganlar atıldı, konuşmalar yapıldı ve itme kakma olmadan evlere dağınıldı. Sanırım İstanbul’da en çok özlediğim şeylerden birisi buydu. Huzur.

Advertisements